Archive for Müzik

Kardiyoda nabzı zıplatan şarkılar – II

Mushie’s Blog’un kamu hizmetleri devam ediyor. Bundan bir-iki ay önce kardiyoda baymamak için dinlenebilecek şarkılarla ilgili küçük bir liste yayınlamıştım. O liste daha çok dinlenecek rock şarkıları gibi bir listeydi. Gerçi, kardiyoda en ideali rock dinlemek. Sizi sadece baymaktan kurtarmıyor; farkında olmadan tempo vererek hem nabzınızı hızlandırıyor, hem de daha fazla kalori yaktırıyor o şarkılar.

Neyse, yoğun talep ve ilgi üstüne ikinci bir liste hazırladım. Bu sefer, liste başka türden şarkılara da açık. Bakalım neler dinlenebilir:

* Lose Yourself – Eminem

* Sing for the Moment – Eminem

* Eye of the Tiger – Survivor

* I like to move it – Reel II Reel

* I see you baby – Groove Armada

* Wasted Years – Iron Maiden

* Hail and Kill – Manowar

* Killing in the Name – Rage Against the Machine

* I Got the Power – Snap

* Led Zeppelin – Whole Lotta Love

* Razorblade Romance – HIM

* How You Remind Me – Nickelback

* I Gotta Feeling – Black Eyed Peas

* Lay Your Hands on Me – Bon Jovi

* Paint it Black – Rolling Stones

* Sad But True – Metallica

* Shot in the Dark – Ozzy Osbourne

* It’s So Easy – Guns N’ Roses

* Anything Goes – Guns N’ Roses

* Runaway – Bon Jovi

* Vertigo – U2

* Rocket Queen – Guns N’ Roses

* Uzun İnce Bir Yoldayım – Pentagram

* Rammlied – Rammstein

* Ich Will – Rammstein

* You Could Be Mine – Guns N’ Roses

* Empire State of Mind – Jay Z  & Alicia Keys

* Let’s Get It Started – Black Eyed Peas

* YMCA – Village People

* Crazy Train – Ozzy Osbourne

Originally posted 2011-02-09 15:56:17. Republished by Blog Post Promoter

Kahin mi; bir bilen mi?!

“Ben biliyordum” demek istemiyorum! Nasıl yalan; tabii ki istiyorum. Biliyordum ve bunu bir ay önce söyledim. Hatta Avrupalı iddia sitelerinin tamamından bile iyi bir tahmin yaptım. Yunanistan haricinde ilk yedinin tamamını önceden söyledim. Bir tek Belçika yanılttı beni. Saçma şarkılarla katılsalar bile; Avrupa’nın merkezinde olmanın, Belçikalılar’a nasıl bir sempati ve puan getirdiğini göz ardı etmişim. Biraz da Azerbaycan hayalkırıklığı oldu. İlk üç bekliyordum; beşinci tamamladılar.

Sadece favori şarkılar değil; Almanya’nın dünya tatlısı temsilcisi Lena Meyer-Landrut’un Avrupa’da nasıl bir fenomene dönüşeceğini bile söylemişim. Bugün bütün Avrupa, bu kızı konuşuyor.

Bakalım neler demişim!

Sahne performansları daha belli değilken; tarih 22 Nisan:

Beş şarkı, oylamada son birkaç ülkeye kadar atbaşı gidecekler. Hangi ülkeler bunlar: Almanya, Azerbaycan, İsrail, Romanya ve Yunanistan. Bunlara Türkiye ve Ermenistan’ı da katıp ilk yedi içinde yer alacağını düşündüğüm ülkelerin şarkıları hakkında düşündüklerimi aşağıda özetliyorum.

Almanya benim Romanya ile en büyük iki favorimden biri.

Gelelim Romanya’ya. Bence en büyük iki favoriden biri.

Neyse, iki favorim var dedim ama bence Azerbaycan’ın şansı Almanya ve Romanya’nınkinden düşük değil.

Ermenistan için: Sevimli bir şarkı ama Almanya, Azerbaycan ve Romanya şeytan üçlüsünü devirecek gibi görünmüyor. 

Sahne performans provalarını izledikten sonra; tarih 27 Mayıs:

Artık o kadar acımasız değilim. Bence Manga; Almanya, Azerbaycan, Romanya, İsrail ve Ermenistan ile büyük bir çekişme içine girecek ve belki de bir zaferle dönecek. Yalnız yanlış anlaşılmasın, Manga bir anda en iddialı favorim oldu demiyorum; hala Almanya ve Azerbaycan en iddialılar. Fakat, Manga üzerindeki ölü toprağını attı ve herşey olabilir diyorum.

Biraz, Lena için neler demişimi görelim:

Çok rahat söyleyebilirim ki; bu yetenek ve bu tatlılıkla Lena’nın önü çok açık! Kendisi gibi tatlı internet sitesinden hakkındaki herşeyi öğrenebilirsiniz.

İlgili yazılarımın linkleri aşağıda:

http://muhsinkeskin.com/?p=132&cpage=1#comment-38

http://muhsinkeskin.com/?p=221

http://muhsinkeskin.com/?p=260

Originally posted 2010-06-01 09:31:01. Republished by Blog Post Promoter

Mr. Big’in selamı var!

Yazların son senelerde müzikal anlamda güzel ve dolu geçmesine alıştık; ama artık kışlar da hafiften hareketli geçeceğe benziyor. Elvis Costello ve Paul Anka haberlerini yine buradan duyurmuştum. Pek bana hitap etmeseler de müzik için iyi haberler bunlar.

Bu seferki haberim beni de ilgilendiriyor bolca. Çocukluğumun meşhur rock gruplarından Mr. Big 15 Ekim’de İstanbul’da konser verecek, hem de orijinal kadrosuyla.

90′ların başlarında saman alevi gibi parlayan gruplarından biri olan Mr. Big bugün bile “To be with you” ile hatırlanıyor. Kimileri için çocukluğunu; kimileri içinse gençliğini anma konseri olacak. Biletler Biletix’te satışta. 78,5 liradan 245 liraya kadar değişen biletler biraz pahalı olsa da kaçırılmayacak bir konser gibi..

Kardiyoda nabzı zıplatan şarkılar!

Haftalık futbol ve basketbol aktivitelerimi bırakıp düzenli indoor spora başladım bir haftadır. O kadar lezzet yolculuğuna çıkarsam, lazım olur tabii düzenli spor!

Spor hem vücudumdaki toksini atmak, hem de yoğun geçen günün tüm stresini ezmek için büyük bir fırsat resmen! Kafamı da yalnız başıma müzik dinleyerek dinlediğimi düşünürsek, iyi bir playlist lazım olacaktı.. Öyle bir playlist olmalıydı ki; bir yandan kafamda düşünce bırakmasın, bir yandan da versin coşkuyu kaslara, farkında olmadan tempo yaptırsın, yaktırsın kalorileri!

Bir haftalık düzenin ardından oluştu tabii böyle bir playlist ve kamu hizmetimin (malum Avukatlık Kanunu uyarınca kamu hizmeti yapan duyarlı insanlarız biz!) bir parçası olarak paylaşıyorum bu listeyi aşağıda. Kalori yakmaya bire bir hepsi. Bir saatte 1100 kalori harcıyorum bunların verdiği gazla!

* AC/DC – Back in Black

* AC/DC – Highway to Hell (Iron Man II’de bu şarkı eşliğinde Robert Downey Jr.’ın havalı, egosanrik hareketlerini getirin gözünüzün önüne!)

* Guns N’ Roses – Get in the Ring

* Guns N’ Roses – You Could Be Mine

* Guns N’ Roses – Paradise City

* Bon Jovi – Keep the Faith

* Bon Jovi – You Give Love A Bad Name

* Athena – Kime Ne

* Moby – Extreme Ways

* Cartel – Party

* Lenny Kravitz – Are You Gonna Go My Way

* Slash – Baby Can’t Drive

* The Greenday – Know  Your Enemy

* The Prodigy – Smack My Bitch Up

* The Republica – Ready to Go

* Iggy Pop – The Passenger

* Dandy Warhol – Used to Be Friends

* Hanson- Mmmmmbop

* Linkin Park & Jay Z – Encore

* Placebo – Meds

* Rage Against the Machine – Killing in the Name of

* Rammstein – Du Hast

* The Rembrandts – I’ll Be There For You

* The Killers – Human

* The Cardigans – My Favorite Game

* U2 – Elevation

* U2 – Vertigo

* U2 – Mysterious Ways

* Faithless – God Is a DJ

* Fat Boy Slim – Rockafeller Skank

* Franz Ferdinand – Take Me Out

* Guns N’ Roses – Chinese Democracy

* Guns N’ Roses – Shackler’s Revenge

* Iron Maiden – Fear of the Dark

* Queen – I Want It All

* Orgy – Blue Monday

* Van Halen – Jump

* Korn – Word Up

* Kreş – Terli ve Kirli

* Metallica – Sad But True

* Metallica – Whiskey In the Jar

* Moby – Lift Me Up

* Red Hot Chili Peppers – Around the World

* Red Hot Chili Peppers – By the Way

* Robbie Williams – Let Me Entertain You (bulabilirseniz Knebworth live kaydı!)

* Dire Straits – Money For Nothing

* Slash – Ghost

* Michael Jackson – Black or White

* Ugly Kid Joe – Cats in the Cradle

* Ünlü – Estarabim (yıkar; nabız 180!)

* Yeah Yeah Yeahs – Heads Will Roll

Bu arada Point Hotel Mayadrom’u öneriyorum fazlasıyla. Kalabalık değil; hiçbir makinede sıra bekleme olayı yok. Park yeri derdi yok; kaldığınız sürece ücretsiz vale hizmetinden faydalanıyorsunuz. Oteli lobi barı spor sonrası için keyifli. Otelin altındaki Piola restoran spor sonrası randevuları için ideal ve üyelere indirimli. En önemlisi otelde yakında The Game adıyla bir erkek klübü açılıyor, içinde her türlü oyun (PS, Wii, bilardo, vs.), alkol; yani bol erkek eğlencesi ile!

Originally posted 2010-11-29 16:04:00. Republished by Blog Post Promoter

Oldu mu Sonisphere!!!

Yıkmıştı ortalığı geçen sene Sonisphere.. İnönü üç gün boyunca dolup dolup boşalmıştı. Rammstein’in gösterisi günlerce konuşulmuş, Metallica Türkiye’deki en iyi performansını sergilemişti.

Haliyle, “nihayet Türkiye’nin de düzenli ve “gerçekten” büyük bir festivali oldu” diye düşünmüştük. Senelerdir H2000, Rock N’ Coke gibi bir var bir yok, rock’çı bulamadık, alın size hiphopcu festivallerinden en sonunda kurtulduk. “Bundan sonra Türkiye de bir festival merkezi olarak anılacak” demiştik.

Arada gelen Iron Maiden haberleri ile hayaller tavan yapmıştı.

Büyük konuşmuş, boş yere hayal kurmuşuz. Rüya, festival programının açıklanması ile sona erdi. Tamam kadro çok sağlam. Iron Maiden hayali gerçek oluyor. Onun yanında, kral glam rockçı Alice Cooper’ı da izleyebileceğiz. In Flames, Slipknot ve Mastodon da işin cabası.

Tüm bunlara eyvallah; ama nedir üç günlük koskoca stadyum festivalini tek günlük küçücük bir park konserine çevirmenin anlamı??!! Ben söyleyeyim anlamını: Sonisphere de Rock N’ Coke gibi her sene adam gibi düzenlenecek bütçeyi bulamayacak ve devamlı olmayacak demek!

Festivalin küçülmesini bıraktım, özlemle beklenen Iron Maiden’ı Küçükçiftlik Parkı gibi, en fazla İnönü’deki konserin backstage’i olabilecek bir yere sıkıştırmak çok tehlikeli. Iron Maiden hayranları orayı tıka basa doldurur ve hatta kapılardan taşar. Umarım ciddi bir güvenlik ve sağlık sorunu olmaz; ama bence olacak! Böyle bir şey olursa da, önümüzdeki senelerde Sonisphere’in yapılması iyice tehlikeye girer.

Bu fiyasko için kimi suçlayacağıma emin değilim. Tabii ki, en büyük pay organizatör Purple Concerts’ın; ama Türkiye’nin durumunu düşününce adamları suçlamak da pek hakkaniyete uygun olmuyor. Malumunuz, Türkiye’de konser düzenlemenin, yabancı bir grup şarkıcı/grup getirmenin astarı yüzünden pahalı. Yeterli sponsor desteği yok; olan destek de en son yürürlüğe giren alkol-tütün yönetmeliği ile baltalanmış durumda. Bu tür eğlence etkinliklerinden alınan vergiler çok yüksek. Bir de ülke olarak refah seviyemizin düşüklüğü var. Avrupalı’nın ödediğinin yarısı olan fiyatlar bile festivale gelecek genç-öğrenci ve hatta çalışan kitlesi için bile çok yüksek. Ayrıca, festival kültürü de yok memlekette. Hatırlarsınız, diğer konserlerinin biletleri maksimum bir günde tükenen U2, bir sene önceden satışa çıkan biletlerle stadın yarısını bile dolduramamıştı.

Purple Concerts’ı suçlamayalım diyorum; ama bir yandan onlara da kızgınım. Çıtayı çok yükselttiler. Hatta Sonisphere’in yanına bir de rock festivali ekliyoruz diye yola çıktılar. Bon Jovi’nin, Whitesnake’in, Judas Priest’in headliner’ı olacağı ayrı bir festivalimiz olacaktı. Bu üç grubu da getiriyorlar; ama Bon Jovi konseri ayrı, diğer iki konser ayrı olacak. Festival organizasyonu olmayacak. Bon Jovi’de nihayet bilet satışı başladı; ama Whitesnake ve Judas Priest’in yeri bile belli değil daha. Sene içinde Kazlıçeşme ve Dünya Ticaret Merkezi lafları geçti, bakalım nerede yakalayacağız onları.

Neyse, umarım boş yere atıp tutuyorumdur. Söylediklerimin ileriki seneler için asılsız çıkmasına en çok sevinecek benim sonuçta!!

Originally posted 2011-04-04 18:14:07. Republished by Blog Post Promoter

Onların içinde hep bir “rockçı” vardı!

Gökhan Özen’in rockçı olması (aslında bir rock yıldızını oynayacakmış beyzade; ama açıklamasından aşırı havaya girdiği anlaşılıyor) aklıma bir dönem rockçı takılmaya özenen küçük popçuları getirdi.

İlk aklıma gelen, balon pop yıldızlarımızdan Burak Kut..”Yaşandı Bitti” şarkısı ile rockçı oluverdiğini sanmıştı. Şarkıya New York’ta çekilen kliple iyice havaya girmişti. Yıllar sonra piyasaya “Komple” ile dönerek, ondan rockçı filan olmayacağını gösterdi.


Burak Kut – Yaşandı Bitti musicplay

İkinci aklıma gelen Sibel Tüzün.. Yaş grubumdaki erkeklere en seksi bulduğunuz kadınlar diye sorulsa çoğunluğunun cevabı herhalde Sibel Abla çıkar. Kendisi, belki de Levent Candaş’la yaptığı evliliğin etkisiyle bir dönem poptan rock’a yatay geçiş yapmıştı. Gerçi onun geçişi, gençliğinde rock’la epey haşır neşir olduğundan, fena sayılmayacak kadar başarılı olmuştu. O dönem görünüşünü de bol dövme ve kazıtılan saçlarla rocker görüntüsüne getirmişti. Boşanmaya paralel olarak tarzında eskiye dönüş söz konusu olsa da, ben onu rockçı olarak hatırlamak ve sevmek istiyorum. Gerçi 11. olduğu Eurovision finalinden sonra, galip Lordi’ye “yaratıklar” diyerek rockçıların kalbini kırdı. Yine de Sibel Abla çocukluk hayalimizdir, bir nevi baş tacıdır.

Yabancılardan aklıma ilk gelen Fergie.. Black Eyed Peas’in solisti Fergie, iki senedir dünyanın yaşayan bir numaralı gitaristi Slash ile birlikte takılıyor. Birlikte “Beautiful Dangerous”ı kaydettiler ve “Paradise City”yi coverladılar. Sesi aslında bu türe daha iyi gidiyor bence.


Slash feat Fergie – Beautiful Dangerous Virgilio-Spettacolo

Mirkelam bir başka isim aklıma gelen. Koşarak başladığı pop kariyerine Kargo’nun solistliğini yaparak devam ediyor. Gerçi Kargo’nun solisti değil de; Mirkelam feat. Kargo desek daha iyi olabilir. Neyse canım, bir şekilde Koray’ın boş bıraktığı yeri dolduruyor.

 

 

Rockçı Gökhan Özen!!!

Rock ile ilgili meselelerde keskin olmayayım, sert yorumlar yapmayayım diyorum kendime. Ne çare, gelip beni buluyor salak meseleler..

Yok kızın biri gözüne baget geldi diye bateristi dava eder; yok Nazan Öncel sözüm ona Axl’ın hediyesi gitarla poz verir. Sonra bir sürü enayi bana çemkiriyor yorum adı altında.

Diyorum kendime sakin olayım diye; ama tutamıyorum ki böyle salaklıkları görünce. Bakın mesela, Gökhan Özen isimli “güzide” popçumuz, TNT’de yeni sezonda yayınlanacak bir dizide bir “rock yıldızı”nı canlandıracakmış!!

Hele bir de bir açıklama yapmış evlere şenlik: “Albümlerimde rock şarkılara yer verdim hep. Ama bir gün bir rockçıyı canlandıracağım hiç aklıma gelmezdi. Ancak benim için avantajlı bir durum. Çünkü ruhumun bir tarafında hep bir rockçı olduğunu biliyordum zaten. O yüzden bu rolle kendime uzaklaşmadım aksine farklı bir tarafıyla kendime yakınlaştım ve içimdeki rockçı Gökhan’ı canlandıracağım Kaya rolünde buldum“.

Hakikaten çok ağır konuşacağım; ama salak fanlarla uğraşmak istemiyorum. O yüzden susuyorum ve sadece “bizi mi yiyorsun Gökhan Özen, yok ruhunda bir rockçı varmış; yok her albümünde rock şarkısı varmış, haydi işine gücüne, kendi salak müziğinde takılmaya devam et; rock’a da rockçı’ya da bulaşma” diyorum!!

Rock yıldızı rolü nasıl oynanır diye merak edenlere de Russell Brand’in “Get Him to the Greek”teki performansını tavsiye ediyorum..

 

Napalm Death İstanbul’da

Kalıplara sığmayan ve kendi tarzını yaratan gruplardan Napalm Death, 13 Eylül’de Old School Rock Bar’da olacak. Konserin yeri hem ilginç (Taksim’de bir rock bar) hem de Napalm Death gibi bir grup için yetersiz. Bir de yaz sıcağının, o tarihte İstanbul’u henüz terketmemiş olacağı ve Old School’un kapasitesinin çok üstünde olacak şekilde konser için 400 bilet satılacağı düşünülürse; mekan hayranları epey zorlayacağa benziyor. Konserin biletleri şu an için 35 lira; ama konser günü kapıda 45 liradan satış yapılacak.

Dediğim gibi Napalm Death kendi türünü kendi yaratanlardan. Death metal ile hardcore punk’ı birleştirip, adını grindcore olarak koyan bir grup. 81 doğumlu ekip, bugüne kadar 14 stüdyo albümü hazırladı. Dünyanın en büyük death metal gruplarından biri. Bu türün sevenlerinin kesinlikle kaçırmamaları gereken bir grup. 2009 konserleri Kemancı’da olmuştu. Bilet bulamayıp kaçıranlar bu sefer kaçırmamalılar.

Paul Anka geliyor!

Bu sefer pek de yaş grubuma hitap etmeyen bir konserin haberini veriyorum. Frank Sinatra’nın “My Way”inin yazarı Paul Anka İstanbul’a geliyor. Konser 14 Kasım’da Sütlüce Kongre Merkezi’nde. Biletler 27 Ağustos’ta satışta. Fiyatlar hakkında henüz fikrim yok; ama biraz tuzlu olacağını tahmin ediyorum.

Yaz ayları büyük isimleri ağırladı İstanbul’da; kış da hareketli olacağa benziyor. Elvis Costello’dan sonra açıklanan ikinci konser Paul Anka. Umut edelim, şöyle kapalı spor salonu dolduracak birkaç rock konseri de olsun..

Black Sabbath birleşiyor dedikoduları

Dağılmış her rock grubunun kaderi galiba, bir noktada haklarında “birleşiyorlar” dedikodusu çıkması. Bu dedikodulardan en meşhuru (doğru çıkması en fazla ümit edileni) ve en sık tekrarlanını “Guns N’ Roses” birleşiyor haberleri..

Bu sefer dedikodunun kahramanı Black Sabbath. The Birmingham Mail yazarı Andy Coleman, geçtiğimiz Salı günü “Black Sabbath’ın orijinal kadrosu bir araya geliyor, yeni albüm üstünde çalışacak ve turneye çıkacaklar” diye yazdı. Coleman, yazdıklarını grubun gitaristi Iommi ile yaptığı görüşmeye dayandırıyordu.

Haber böyle sağlam bir kaynağa dayandırılınca, haliyle sosyal medyada hızla yayıldı. Tony Iommi, haberi yalanlayıp Coleman ile yaptığı söylenilen görüşmenin yeni bir görüşme olmadığını, Haziran ayında genel olarak konuştuklarını söyledi. Ozzy’nin ekibi de haberi yalanladı.

Buna rağmen, birleşme çok da beklenilemez durumda değil bana kalırsa. Geçen Temmuz’dan beri bu yönde çalışmalar olduğu rock aleminde herkesin bildiği bir gerçek. Ayrıca, Ozzy’nin geçtiğimiz aylarda açıklamaları vardı; birleşmeyi konuştuklarını söylüyordu.

Birleşirlerse, hele bir de yeni bir albüm yaparlarsa; günümüz müziği için çok faydalı olur. Indie’ci bebeler de gerçek müzik neymiş görmüş olurlar!