Albüm değerlendirmelerimde tabii ki öncelik Guns N’ Roses’ın. Malum Chinese Democracy 15 (kimine göre 17) senedir bekleniyordu 2008′de piyasaya çıktığında. Bir nevi yılan hikayesine dönmüştü ve bizlerin bile inancı kalmamıştı çıkacağına. Şarkılar defalarca nete düştü; turnelerde söylendi. Beklemeye değermiş ama.. Ne nete düştüğü; ne
turnelerde söylendiği gibi çıktı piyasaya. Axl gerçekten çalışmış her şarkıyı baştan yaratmış; ince elemiş sık dokumuş.
Aşağıdaki satırları 2008′de albümü orijinal haliyle ilk defa dinlediğimde yazmıştım. Hala geçerliler.
“Önce albüm için duygularımı yazayım dedim:
17 senedir ilk gördüğünde aşık olduğun birini seviyorsun (hatta hiç azalmayan aksine artan şekilde hala tutkulu biçimde aşıksın). İyi anında kötü anında hep o var aklında, duygularında (mutluyken “Sweet Child”, “Paradise City”, “Mr. Brownstone” ile coşmak, terk edildiğinde “Since I don’t have you” veya “November Rain” ile ağlamak, yine terk edilip bunu hazmedemediğinde “I dont care ’bout you” ile kızın arkasından küfretmek, “Knocking on Heaven’s Door”la, “14 Years”la dans etmek, sevdiğin yanındayken veya onu düşünüyorken “Estranged” ve “Don’t cry” ile romantikleşmek, benim gibi hafif ırkçı ve milliyetçiysen “One in a million”‘la gaza gelmek, kendini serseri gibi hissettiğin anlarda “Aint it fun”la, “You could be mine”la, “Nightrain”le kendinden geçmek, “Live and let die”la koymuşum dünyaya demek)..
Aşık olduğun kişi de arada sana ufak tefek paslar veriyor (mesela, The Spaghetti Incident’taki coverlar; “Oh my god”, “Interview with the vampire” gibi filmlerin soundtrackleri, yıllar sonra 2002 MTV VMA’da belirmeleri; 2006 Istanbul konseri; 2004 greatest hits albümü; Live Era 87-93 albümü, Axl’ın her sene Chinese Democracy geliyor lafları filan)..
Ama bi türlü onun da seni sevdiğinden emin olamıyorsun. Sonra bir gün geliyor, aşkına cevap verip ben de seni
seviyorum (23 kasım) diyor. O anki duygular, sevinç, gurur. Böyle birşey galiba son bir ayda başıma gelenlerin özeti.
Geçelim albüme. Chinese Democracy (CD) elime geçene kadar dinlemeyeceğim diye söz verdim kendime ama tüm albüm myspace’te yayınlanınca tutamadım kendimi. İki gündür albümü baştan sona, son haliyle defalarca dinledim. Genel olarak çok beğendim, dinledikçe daha da güzel geliyor kulağa. İnsan 17 sene boyunca bu albümü bekleyince beklenti çok büyük oluyor. Bence bu yüzden şu anda albümü, kalitesini, güzelliğini tam olarak anlayamıyoruz. Aradan vakit geçip, heyecan biraz dinince anlaşılacak esas bunlar. Albümde AFD’ye de UYI’lere de ait şeyler buldum ama bu onlardan farklı birşey. Kesinlikle Guns N’ Roses müziğinde yeni bir çağ açılıyor albümle (zaten kadronun neredeyse tamamı değişmiş, bu gayet doğal).
Chinese Democracy: Bence çıkış parçası olmayı hak ediyor. Herhalde ben albümü çıkarıyor olsam onunla yapardım açılışı. Baştaki ses,-yankılar epey gaz veriyor. Onların arkasından gelen gitar ve Axl’ın Welcome to the Jungle’a benzer sesi insanı hem geçmişe götürüyor hem de albümü ilk kez bu parçadan dinleyeni içine çekiyor. Bu açıdan, gayet mantıklı bir çıkış şarkısı seçimi olmuş. Sololar gayet güzel. 10 üstünden 9.
Shackler’s Revenge: Efektleri biraz fazla sentetik buldum. Chinese Democracy’nin albüme getirdiği tempoyu koruyor. Rock Band II’ye yakışır bi şarkı. Solo kısa ama Slash’in yarattığı sonic havayı hatırlatıyor. 10 üstünden 8.5.
Better: Önce notumu vereyim: 10 üstünden 10. Şu ana kadar albümde en beğendiğim, en çok dinlediğim parça. Sözleri başta klasik kalbi kırık Axl tarzını hatırlatıyor. Temponun nakarata doğru yükselmesi çok güzel geliyor kulağa. Axl’ın sesi parça boyunca başka bir güzel çınlıyor. Sololar şahane. Hatta bir yerde ufak Turkish ezgiler taşıyor gibi (Kurban’ın ilk albümündeki sound ve soloları andırdığı bölümü kast ediyorum). Axl’ın “All that I wanted was” diye bağırırken arkasından gelen solo özellikle çok güzel.
Street of Dreams: Adına ısınamadım, hafiften girl band şarkılarını hatırlatıyor. Girişteki piyano ve Axl’ın sesinin tonu
çok başarılı. Şarkıda UYI dönemi havası var biraz. Arkada yaylıların çalması şarkıya güzellik katmış. 10 üstünden 8.5.
If the World: Çok dikkat çekmeyecek gibi duran bi şarkı. Sadece Axl’ın sesi kurtarıyor şarkıyı. Başka biri söylese tekrar dinlemezdim heralde. 10 üstünden 7. (O gün yazdıklarımla ters düşüyorum burada. Şarkı 10 üstünden 9.5 bence. Müthiş, müthiş! Dinledikçe anlaşılıyor güzelliği. Tam Body of Lies’ın soundtrack’inde olacak bir şarkı. Müthiç bi sçim olmuş.)
There Was a Time: Albümdeki başyapıtlardan biri. Sözler etkileyici. Yanlış duymuyorsam, bunda da arkada yaylılar var. Axl, bu sefer yaylıları epey kullanmış. Bence rock enstrümanlarıyla yaylılar birbirlerine çok yakışıyor. Şarkının soundunu modernleştirmiş. Solonun ritmi düşük ama parçaya yakışan hisli bi solo bence. Axl’ın vokali her zamanki gibi şahane. 10 üstünden 9.
Catcher in the Rye: Bence bu şarkı için fazla bi şey söylemeye gerek yok. Axl’ın şarkılara semboller katması (Civil War, Madagascar, vs) iyice zirve yapmış. Gerçi bundaki durum Civil War ve Madagascar’a nazaran çok daha bariz, Salinger ve oradan John Lennon anımsatması. Sololar biraz melodinin altında kalmış gibi, biraz daha belirgin, vurucu olabilirlerdi. 10 üstünden 9.
Scraped: Biraz fazla endüstriyel rock olmuş gibi. Axl’ın “do you try to stop us now” diye bağırması çok hoşuma gidiyor.
Galiba bu bölüm ilk çıkan Chinese Democracy promolarında kullanılmıştı. Genel olarak güzel bi şarkı. 10 üstünden 8.5.
Sorry: İnsanın canı sıkkınken arayacağı bi şarkı. Axl’ın ciyaklamadan söylediği şarkılarda farklı bi tat oluyor. Yeni “Don’t cry” olamaz ama onun izinden gayet iyi gidiyor. Solo hafif blues sololarını andırıyor, çok güzel. “I’m sorry for you, not sorry me” derken Slash’a laf mı sokuyor diye düşünüyorum. Hani “sen bastın gittin, iyi-kötü grupların oldu, yaptın birşeyler; ama bak ben seneler sonra dönüyorum, ortalık yıkılıyor”. 10 üstünden 9.
Riad N’ the Bedouins: Çok ısınamadım bu şarkıya. Fazla sentetik. 10 üstünden 8.
IRS: Axl’ın girişteki sesi insanı şarkıya çekiyor. Sololar etkileyici. Ön plana çıkacak şarkılardan biri gibi duruyor. 10 üstünden 9.
Madagascar: Albümde Better’dan sonra en sevdiğim şarkı. Sözleri çok etkileyici, vurucu. Biri Axl’ın kalbini sağlam kırmış. Girişteki kilise orgu benzeri klavye insanın tüylerini diken diken ediyor. Konserlerde bu şarkıyı çalarken ekranda Meryem-İsa görüntüleri vermeleriyle beraber düşünülünce insan garip bir şekilde irkiliyor. Yeni kadroyla ilk defa public şekilde ortaya atılan şarkı olduğundan da bende yeri çok ayrı bi şarkı. Yalnız, ne yalan söyleyeyim, benim bu şarkıdan beklentim çok daha yüksekti. Konser performanslarını dinleyince, daha sert yaparlar düzenlemeleri diye düşündüm. Girişteki orgdan sonra giren sound hafif MIDI kalitesinde. Yine de notum 10 üstünden 9.5
This I Love: 80lerin sıkı rock baladlarını andırıyor. Hafiften bi Evanescence havası da var sanki. Pek, benim tarzım değil ama insanın bunalımdayken kesinlikle dinlemek isteyeceği bi şarkıya benziyor. Bugüne kadarki tüm Guns şarkılarını düşündüm, hiçbirine benzetemedim. Axl’ın üstünlüğü de burada. Adam yepyeni birşeyi, özellikle 17 sene sessiz kaldıktan sonra denemekten korkmamış. Notum 10 üstünden 9.
Prostitute: Girişini ilk duyduğumda, bir filmin bitişinde kullanılabilecek bi soundtrack diye düşündüm. Güzel bir film izlemişsindir. Tam bitmiş, salondan çıkacakken ekranda cast akar, güzel film izlemenin mutluluğuyla kim kimmiş diye durur bakarsın. O an çalan soundtrackler geliyor insanın aklına. Melodisi garip bir huzur veriyor. 10 üstünden 9.
Genel olarak benim albüme notum 10 üstünden 9.5. Eski kadronun eksikliğini hissettim mi diye düşününce; özellikle Duff’ın eksikliğini hissettim. Bass’lar genel olarak daha kuvvetli olabilirdi. Bazı şarkılarda bass’ı duymak için özel çaba gerekiyor. Klasik, en çok Slash’in eksikliğinden bahsedilecek ama bence çok fark edilmiyor. Kabul, Slash olsaydı sound farklı olurdu; ama bu sound da gayet iyi. Ayrıca, sololar da genel olarak ortalamanın çok üstünde.