Archive for Müzik

Guns N’ Roses nihayet geliyor!!

Yaklaşık iki aydır hem vakit bulamamaktan hem de hevessizlikten yazmıyordum buraya; ama bu haber gelir de yazmamak olur mu???

Bülent Burgaç’ın mesajını alır almaz koltuğumdan zıpladım. Gizli bir kaynaktan Ocak ayında ”6 Temmuz’da büyük bir rock festivali kapsamında gelecekler ama şimdilik gizli bir haber” diye öğrenmiştim müjdeyi.

İçten içe seviniyor; ama her sene bu haberler geldiği ve hep hüsrana uğradığımız için görmezden geliyor, bu yazki Avrupa turnesi tarihlerinden uygun düşenleri ayarlamaya çalışıyordum.

Ama oldu, bu sefer oldu! Birkaç saat önce haber geldi ve Guns N’ Roses internet sitesi de haberi teyit etti. Artık rahat rahat haykırabilirim: Guns N’ Roses bu yaz İstanbul’a geliyor. 6 Temmuz’da İstanbul Rock Festivali kapsamında memleketi onurlandıracaklar. Konser mekanını henüz öğrenemedim ama festival olduğuna göre bu sefer stadyum olur diye umut ediyorum. Geçen sene Bon Jovi’nin çoğunluk tarafından beklenmeyen başarısından sonra organizatörlerin stadyum konserinden korkmayacağını düşünmek istiyorum.

2006 konserine gelen ve o günden beri atıp tutanların konsere gelip grubun ve Axl’ın hala taş gibi olduklarını gözleriyle görmeleri lazım. Evet, 2006 konseri iyi değildi; ama konser alelacele yapılmış, son dakika duyurulmuştu. Ayrıca grup bilmem kaçıncı kadrosunu tekrar kurmuş ve gitarlar oturmamıştı.

Kadro 2006′dan beri neredeyse ayrı, sadece DJ Ashba ana gitar olarak gruba katıldı ve gayet taşlar yerine oturdu. Hatta DJ Slash’i aratmaz durumda desem yanlış olmaz. Gitarlar bomba gibi, Axl zaten taş gibi sağlam.

2010 turnesinin Avrupa ayağından beri konserleri 2.5 saatin altına inmiyor. 2010′da Zagrep’teki 3 saatlik konserde performansları gözlerimle gördüm. 3 saat ara vermeden çaldılar. Net bir şekilde söyleyebilirim, grup tamamen toplandı ve eski günlerini aratmıyor.

Konser açıklanalı daha saatler oldu ama sosyal medyada yazılanların yoğunluğu sevinç verici durumda. Anlaşılan Türkiye’de büyük bir beklenti varmış. Zaten, Youtube’dan canlı yayınlanan 2011 Rock in Rio konserlerine Türkiye’den olan yoğun ilgi grubun Türkiye’de eski popülerliğini yakalamaya başladığının göstergesiydi. Şimdiden Ekşisözlük’te konser için beş sayfa açılmış durumda.

Ne diyelim, konseri organize edenlerden, emeği geçen ve geçeceklerden Axl razı olsun! Axl ne muratları varsa versin!

2011 Yazı Konserleri/Festivalleri – Manic Street Preachers

Beklediğim bomba haber nihayet geldi ve Manic Street Preachers One Love kadrosuna dahil edildi. Galler kökenli alternatif rock grubu 2 Temmuz’da İstanbul’da olacak. Kendilerini pek severim. Özellikle, kuruluş döneminde Guns N’ Roses’ı örnek almış bir grup olmaları gönül telimi titretir.

Efes sayesinde, “You Stole Sun From My Heart”ı, “The Everlasting”i, “A Design for Life”ı canlı dinlemek büyük zevk olacak.

One Love’a bir kez daha teşekkür edelim bu vesileyle. Cake, Suede, Manic Street Preachers, Editors derken müziğe fazlasıyla doyuracaklar yine!

Originally posted 2011-04-19 17:52:34. Republished by Blog Post Promoter

Axl döndü; her zamankinden daha asi!

Guns N’ Roses, hatta rock bile dinlemiyor olsanız da rock müziğinin en büyük fenomeni Axl’ı biliyorsunuzdur.. Axl asidir, her şeyi bildiği gibi yapar. Kurallara uymaz, kendi kurallarını koyar. Kimseyi sallamaz, burnunun dikine gider. Sonunda dünya yıkılacak olsa, yine bildiğini yapar.Mesela bir St. Louis olayı vardır 1991′de. Sahne önündeki seyircinin kamerayla çekim yapması üstüne, güvenliği olayı durdurması için uyarmış; güvenlik sallamayınca da sahneden seyircinin üstüne uçmuş; adama dalmış ve kamerayı almıştır. Bu bile kesmemiştir Axl’ımı, sahneye geri döndüğünde konseri yarıda bırakıp çekip gitmiştir. Kızışmış kalabalık gaza gelip ayaklanma çıkarmış, konser salonunu yakıp yıkmıştır.

Böyledir Axl, istemediğinin yapılmasına dayanamaz; çeker gider. Basar gider diyorum; ama Axl yaşlanmıştı aradan geçen yirmiye yakın senede. Uzun zamandır uslu çocuktu. 2010 dünya turnesinin Güney Amerika ve Uzak Doğu ayakları pek bir sakin geçmişti. Ne olduysa Avrupa ayağının geçen ayın sonunda Britanya’da tekrar başlamasıyla oldu! Muazzam grup, önce Reading sonra da Leeds festivallerinde ”headliner” olarak çağrılmıştı. İki festivali de organize eden gerizekalı organizatör, Reading’den bir hafta önce “Guns N’ Roses’ı uyardık, 2002′deki gibi yine sahneye geç çıkarlarsa, normal sürelerinin sonunda elektriği keseceğiz” gibi aptal bir açıklama yaptı. Adama sorarlar, “be hey gerizekalı organizatör, sen ne zaman gördün Axl’ın sahneye vaktinde çıktığını; adamların olayı bu”!! Şarkılarında bile söylüyorlar bunu: “the show usualy starts around seven, we go on stage around nine“!! Ayrıca, Guns N’ Roses’ı görmek istiyorsan sebat edeceksin, bekleyeceksin, herkese nasip olmaz!

Neyse, aptal organizatör dediğini yaptı ve Guns N’ Roses sahnedeyken elektriği kesti. Sanki Axl’ı durdurabilecek! Axl’ım aldı eline megafonu, bateri kaldığı yerden devam etti; gitarlar akustiğe döndü ve şarkıyı 90.000 kişilik koroyla tamamladılar. Budur olay: http://www.youtube.com/watch?v=PcGHmO9qA4I

http://www.youtube.com/watch?v=fd2xVtDdY8k

http://www.youtube.com/watch?v=JOpEiwl99ts

http://www.youtube.com/watch?v=R6nKJnbRNg0

Reading’ten sonra sıra gelmişti Leeds’e. Grup yarım saat kadar geç çıktı sahneye. Aptal organizatör yine vaktinden önce indirmeye kalktı bizimkileri. Axl da dayanamadı, patladı en sonunda: “We would like to play a few more songs for you tonight. But someone is telling us the show’s over. This war ain’t over yet.”

Leeds’ten sonraki konserler Belfast ve Dublin’di. Belfast kazasız-belasız atlatıldı; Dublin’de işin rengi değişti yine. Birkaç gerizekalı konserin başında sahneye bira şişeleri fırlatmaya başladı. Axl’ım uyardı beyinsizleri: “One more bottle and we’re goin’ home“!! Mallar, laftan anlamadı ve aynen devam etti. Axl da konseri daha başında bırakıp gitti kulise. Serserilerin dağıtılmasından sonra, binbir ısrar-ricayla anca döndü sahneye Axl’ım. 

Britanya’da yaşananlar Avrupa turnesinin sonraki konserleri için resmen iştahımı kabarttı. Axl yine aynı Axl. Asi, başına buyruk! O rock’ın gerçek kahramanı! Bakın neler yazıldı Axl’ın bu haftasonu yaptıklarından sonra; hepsinin altına imzamı atarım!  

Rock music has lost it’s way – Rock is now dead. Rock N Roll hall of fame, award shows – heritage bands reuniting, greatest hits set-lists, staying together for the ‘career’, money, album after album of repeated glory day styles, follow the rules, adapt to the industry’s expectations, the fans expectations, pander to the press, bad mouth your band mates and still stick together because there’s no-where else to go. Bands are old, rock is old and it’s fans, it’s bands and the industry built around them to exploit and drain what ever profits it can has finally destroyed what was once a perfect machine for encouraging rebellion. A style designed to give kids a voice to express their views, their difference of opinion and the things the mean the most to them. 

Rock N’ Roll, Punk, Rap, Heavy Metal all evolved in each generation to suit new fans, new young people and their lives but the spirit of rock n roll has always been carried over and that message is simple – Don’t Follow The Rules and fuck society, fuck the industry, the government and fuck you, I’ll do what I want. 

That message has become a cliché, a punch line for the marketing and advertising industry every time a twenty two year old college grad is given the new Motorhead album to push. The people running things, the bands involved and the new breed of fans, raised on ageing fogies playing greatest hits tours every year while struggling younger bands repeatedly get passed up so rich musicians can make more money. These days bands have to sound like Coldplay or Arcade Fire to get ahead, music that your gran, neighbours and teachers can sit back with, sip wine to and discuss the banking crisis. Very rock n’ roll eh. 

Then you take Guns N’ Roses. Old Guns N’ Roses. Slash, Duff, Axl, Izzy and Steven and Appetite for Destruction. Sweet Child O Mine, Welcome to The Jungle and Paradise City. massive. Then Later with Don’t Cry, November Rain, Live and Let Die, You Could be Mine…just as massive. They had it all and could still be out there today, like every single other heritage rock band making money, touring Appetite for Destruction and a choice selection from what ever Appetite rip off they released that year and pandering to the fans every whim and wish. The so called ‘Most Dangerous Band‘ could be there in the O2, top hat, American flag shorts and all, like nothing ever changed in the past twenty years. 

Wake the fuck up, things change and people move on. 

Slash is gone, playing American anthems to stadiums, selling guitars for Gibson, living up in every respect to the stereotype cast on him. Discussing reunions and his love for Axl. Duff is around, playing in second rate punk bands, writing for Playboy (he’s a journalist now don’t ya know) and still playing with Slash and Matt Sorum in Guns N’….sorry, I mean Velvet Revolver. He likes to discuss reunions occasionally aswell. Steven, poor Steven plays in Adler’s Appetite, a band that until recently exclusively played Appetite For Destruction at every show. Again, he mentions the idea of a re-union at every given opportunity. 

Axl does not discuss reunions, he does not give interviews, he does not play national anthems to baseball stadiums full of 40/50 year old Americans who point and remember he was the guy who sang Sweet Child O’ Mine. He keeps the band fresh. He works on his music in his own time, he tours and plays shows ranging from 2.5-4.5 hours with a new band of incredibly tight musicians playing half hits and half new material. He goes on stage when he’s ready, he releases his music when he’s ready and he does what he likes, when he wants to do it. Not when people tell him he should do it. 

Rock N’ Roll is rebellion and Axl Rose rebels against pretty much every rule in the book, whether it’s the industry making them, Society making them, the fans making them or his band making them. He will give you a fantastic show as long as you don’t throw shit at him (by the way, how many of you would remain in your chairs at work if customers came along throwing bottles and coins at you with a spot light in your face blocking your view?? Ya, fuck off!). 

Axl Rose is the last true hero of rock n roll because he’s the only one famous enough still telling pressure and rules to go fuck themselves and anyone that can’t see that has no business being a fan of rock in the first place. Fuck off and listen to Radiohead and leave Rock N Roll alone for people with some balls.

Originally posted 2010-09-02 17:13:06. Republished by Blog Post Promoter

Bu Yaz Konserler / Festivaller – III (U2)

Aslında bu yazın konserleri içinde ilk bunu yazmak gerekirdi belki de. Sonuçta kronolojik olarak ilk açıklananı ve en çok ses getirmiş/getirecek olanı bu gibi.. Geçtiğimiz Ekim’de açıklanıp, beni askerde müthiş heyecanlandırmış, “ya ben terhis olmadan biletler biterse” telaşına düşürmüş konser. Burası Türkiye, en kralı (bence Guns:)) gelse bile, kapıda bilet bulunur.. Nerede öyle Avrupa’daki gibi satışa çıkar çıkmaz bilet bitirecek talep! Yine de klasik paranoyamı yapıp eşe dosta bilet aldırmıştım.

Neyse, konsere dönelim.. Herhalde, bunu gayet klişe bi şekilde “özlem sona eriyor” diye özetlemek mümkün. Malum, senelerdir organizatörler U2′yu kandırmaya çalıştı. Hep, “Bono Türkiye’deki insan hakları ihlallerinden dolayı gelmek istemiyor” efsanesi dolaştı durdu. Doğru muydu peki bu?? Hayır efendim, sebep gayet paraymış. İstanbul 2010 Avrupa Başketi Fonu’ndan gayet okkalı bi bütçe konser masrafları için ayrılınca imzalar bi anda atılıverdi! Ayrıca, Bono efendi madem o kadar insan haklarını takıyor, dünyada insan hakları ihlallerinin bir numaralı odağı Amerika’nın başkanlarının kıçının dibinde neden dolaşıyor?!

Eleştiriyor görünmeyeyim, sonuçta benim için tek önemli şey var, o da müzik! U2, her ne kadar son 10 senedir neredeyse pop takılıyor olsa da, ölmeden mutlaka canlı izlenmesi gereken gruplardan. Hep derim, belli isimleri dinlemiyor olsanız da ayağınıza gelmişken dünya gözüyle görün. U2 onlardan biri kesinlikle. Diğerleri kim mi?? Öncelikle Guns tabii (dünya gözüyle gördüm, hacı oldum!), Metallica, Michael Jackson (ahh geçen sene önsatışa hak kazanmışken ben, gitti dağ gibi adam), Aerosmith, Rolling Stones, Depeche Mode ve Madonna.

Ayrıca bende yeri ayrıdır U2′nun. İlk aşk acısı çektiğimde, “With or Without You” kadar isabetli bi şarkı yoktu duygularımı anlatan.. Neyse, “Sunday Bloody Sunday”‘i dinleyip kanı kaynamayan, baterinin sesine kapılıp gitmeyen yoktur herhalde (ya da var mıdır??!!). ”Pride”, “One”, “Staring at the Sun”.. Bunlar mp3 çalarımın playlistine her zaman döner durur.

  

360 World Tour için 2009′un başından beri turluyor grup. Tamamladıkları konserlerin setlist’lerine bakınca, yeni albümden (No Line on the Horizon) çokça çaldıkları görülüyor. Bu normal tabii, 360′ın yeni albümü promote etmek için yapıldığı düşünülünce. Yine de, U2′nun son 10 senesine aynı sempatiyle yaklaşamayan bünye eski şarkılara ağırlık verilsin istiyor. Konserde sıkılmamak için yeni albüm mutlaka dinlenmeli. Özellikle “Magnificent” ve “Get on Your Boots” dikkatli dinlenmeli. İkisi de gayet güzel şarkılar ve turnenin başından beri her konserde çalındılar.

Tabii işin bir de, yukarıda bahsettiğim gibi, U2′yu görmek lazım diye gelecek katılımcılar boyutu var. Onlara tavsiyem, ne yapıp edip 2001′de anavatanları İrlanda’da verdikleri konserin dvd’sini bulup izlemeleri konsere gelmeden. Muazzam bir “audience” ve muazzam bir sahne performansı. Konserin kaydı bi ara D&R’da satıldı bizde; ama artık yasal olarak bulunmuyor.. Nette U2 Go Home: Live From Slane Castle diye aratılabilir, isteyene ben de çekebilirim. Bu arada Slane Castle konser vermek için şahane bir mekan.. Orada verilmiş bikaç başka konser kaydı da izledim; ortam o kadar elverişli ki ben bile söylesem kitle kendinden geçer.

Konsere gitmek için bir başka neden özel olarak tasarlanmış sahne. Turun da adını veren 360 derece konseptiyle grubun belli bir yöne değil her yöne doğru çalabilmesi sağlanabiliyor. Böylece stadyumun tamamı U2′dan nasibini alıyor.

Konser mekanı olarak Olimpiyat Stadının seçilmiş olması düşündürücü. Hele bir de konserin Pazartesi’ye denk gelmesi! Artık işten bir günlük izin alınacak, geceden de kapıda sıraya girilecek. Bu arada henüz biletinizi almadıysanız mutlaka sahne içi alın, erkenden kuyruğa girerim derseniz. Red Zone (gerçi tükendi galiba bu biletler) biletler çok havalı ama ne yazık ki sahnenin tam önünde değiller. Red Zone bölümle sahne arasında, sahne içi biletler için ayrılmış bi bölüm var.

Lafı daha da uzatmayayım. Bence dinlemiyor olsanız bile gidilip görülmesi gereken bir gösteri, kaçırmayın!

Originally posted 2010-04-08 14:40:34. Republished by Blog Post Promoter

Amy olmadı ama “Maybe” Winehouse İstanbul’da!

Haziran ayında kendisini dinlemek nasip olmamıştı Türk hayranlara.. İptal edilen konserden sonra da pek çoklarının beklediği son gelmiş ve bir daha kendisini canlı dinlemenin değil Türk hayranlara; kimseye nasip olmayacağı belli olmuştı.

Amy’yi olmasa da, en azından en başarılı Amy tribute’larından biri olarak gösterilen Maybe Winehouse‘u canlı dinleyebilecek Türk hayranlar. Kendisi 24 Eylül Cumartesi akşamı Taksim Hayal Kahvesi Bistro sahnesinde olacak.

Biletler Biletix’te satışa çıktı. Fiyat makul, 30 lira. Aslını izlemek gibi olmaz tabii.. Yine de Amy hayranlarının kaçırmaması gereken bir etkinlik. Malum, taklit aslını yaşatır. Hele taklit, tribute gibi kendini sadece aslına adamış biriyse, aslı kadar bile keyif verebilir. Maybe hatun, hem performans hem de fizik olarak Amy’e şaşırtıcı bir şekilde benziyor. 

Amy fanı olmayanlar için de gidilesi bir konser. Ne de hem olsa İstanbul’da havalar serinlemeye başladı. Hele ay sonu itibariyle Taksim-Beyoğlu mekanlarında (kaliteli) canlı müzik dinlemenin tam zamanı gelmiş olacak.

Originally posted 2011-09-07 16:44:06. Republished by Blog Post Promoter

2011 Yazı Konserleri / Festivalleri – Bon Jovi

Nisan ayında blog macerama başladığımda aklımda ne yazacağım hakkında pek bir fikir yoktu. En iyi bildiğim müzik ve yeme-içme olunca, onları yazayım dedim. Müzikte de 2010 yazının etkinliklerini, kimi zaman önceden haber vererek; kimi zaman eleştirerek, yazdım.

Şansım yaver gitti ve dünya müziğinin dev isimleri hakkında atıp tuttum geçtiğimiz yazın Türkiye’ye star akınında. Anlaşılan, bu akın bitmeyecek ve 2011 yazı daha da zengin-güzel geçecek. İki ay önce, bir yazımda Bon Jovi, Iron Maiden ve Maroon 5 müjdesini vermiştim.

Nihayet Bon Jovi ile ilgili resmi açıklama geldi. 80′lerin meşhur hair-rock grubu geçen hafta resmi internet sitelerindeki 2011 İngiltere-Avrupa turne listesine İstanbul’u ekledi 8 Temmuz için. İlk açıklama konserin Abdi İpekçi’de yapılacağı yönündeydi. İstanbul’un Temmuz sıcağında, 10.000 kişiyi kapalı spor salonuna doldurmak??!!! Hayal bile edemiyorum faciayı. Eylül Zagreb’inde, Zagreb Arena’nın sıcağında kendinden geçmiş biri olarak, herhalde Bon Jovi’yi izleme uğruna can verirdim! Hatadan hızlı dönüldü ve Kazlıçeşme Festival Alanı olarak mekan değiştirildi. Bu konuda herhangi bir açıklama yok henüz; ama anlaşılan Sonisphere seneye stadyumdan çıkıp Kazlıçeşme’ye gidiyor. Malum, Fi-Yapı İnönü Stadının zemini konserlerden epey bozuldu, önümüzdeki sene için izin verilmedi herhalde.

Konuya dönelim hızlıca. Biletler 10 Aralık sabahı 9.00′da satışa çıkıyor. Kaçmaması gereken bir konser bence. 80′lerin ve 90′ların başının efsane grubu Bon Jovi. Ne kadar bir nevi “best of” olan “Crossroads” albümlerinden sonra pek ses getiremeseler; “It’s my life” dışında 2000′lerde bir hitleri yoksa  da; Bon Jovi hala 70′lerde ve 80′lerde doğanların, ortaokul ve lise anılarını süsleyen efsane gruplardan biri!

DVD’si yayınlanan Wembley konserlerindeki performslarına birazcık yaklaşsalar bile İstanbul’un bugüne kadar gördüğü en iyi konserlerden biri olacaktır mutlaka, bu konser. Gitmek için yüzlerce neden sayılabilir; ama sadece “Keep the faith”i, “You give love a bad name”i, “Living on a prayer”ı, “It’s my life”ı, “Runaway”i, “Always”i, “Bed of roses”ı, “Sleep when I’m dead”i, “Wanted dead or alive”ı, “Blaze of glory”, In these arms”ı, “Lay your hands on me”yi canlı olarak dinlemek için gidilir.. Jon’un sarı saçlarını-deri ceketini görmek, Ritchie’nin synthesizer’ı kullanarak ağzıyla çıkardığı sesleri dinlemek için gidilir.. “Hey gidi günler” demek, lise aşklarını, onlara söylenen Always’i hatırlamak için gidilir.. Hiçbir sebep size hitap etmese bile, en azından dünya müziğinde yerini edinmiş, kategorisinin efsaneleri arasına girmiş, dünya durdukça hatırlanacak bir grubu görmek için gidilir.. Her zaman dediğim gibi, Türk halkı böyle büyük prodüksiyonlara ilgi gösterdikçe, konser alanları doldukça; bunlar diğerlerine referans olacak ve Türkiye dünya turnesine çıkanların hatırlamadığı noktalardan biri olma zavallılığından kurtulacak!

Kaçırmayın, gidin! Bilet satış 10 Aralık sabahı başlıyor. Sahne önü biletimi şimdiden elimde hayal ediyorum. Sahne önünde olacaklarla orada görüşmek üzere!

Originally posted 2010-11-04 13:50:36. Republished by Blog Post Promoter

Fransa da uyandı!

Daha önceki yazılarımda da söylediğim gibi, bu seneki Eurovision’a damgasını vuracak hadise Big Four ülkelerinin zirve için kapışacak olması. Senelerdir hiçbir başarısı olmayan Fransa da yarışın içinde olacak Big Four ülkelerinden.

Avrupalı iddia siteleri, Fransa’yı bu senenin en büyük favorisi olarak gösteriyor. Kibirli Akdenizliler benim de favorilerim arasında; ama ben onları tek favori olarak görmüyorum.

Fransa’yı bu sene bu kadar iddialı yapan katıldıkları şarkıdan çok, katıldıkları şarkıcı. Eurovision 2011′deki Frankofon temsilcisi Amaury Vassili olacak. Çok güçlü bir ses, muazzam bir yorum! Zaten, Amaury dünyanın şu anki en geç tenoru. Amaury’nin icra edeceği şarkı da klasik Eurovision formatının çok dışında olan “Sognu” isimli bir arya.

Genç tenoru bu kadar ön plana çıkaran sesi veya şarkısı değil. Monsiuer Vassili genç kızların aklını başından alan bir arkadaşımız. Fransa’nın adaylığının açıklanmasından beri bloglar Amaury’nin yakışıklılığından bahseden mesajlarla dolup taşıyor. Avrupanın her tarafından kızların birleştiği nokta arkadaşımızın adeta bir “Disney Prensi” olduğu yönünde. Haklarıdır, atıp tutarlar; biz de geçen sene Almanya’nın solisti Lena Meyer-Landrut’a ne methiyeler düzmüştük.

Neyse efendim, Amaury beyzadeninin sesi, yorumu ve fiziği birleşince ortaya hakikaten güçlü bir aday çıkıyor. Şarkı ne kadar Eurovision’a hiç gitmeyecek bir şarkı olsa da, Fransa bu sene kolaylıkla başa güreşiyor.

Adamın sesi hakikaten muazzam; ne iyi olurdu Frangoulis’in “Vincero”yu bir de Vassili’den dinlesek. Buyurun efendim Fransa’nın şarkısına..

Originally posted 2011-04-20 18:09:26. Republished by Blog Post Promoter

Abartmanın sözlük karşılığı: Rock in Rio

Oldum olası Güney Amerika rock dinleyicisini severim. Ateşlidirler ve rock’ın hasından anlarlar. İşin en güzel yanı, rock’a olan sadakatlerini asla kaybetmezler. Bir onlar, bir Japonlar; her rock konserini doldurur, onbinleri stadyum konserlerinde bir araya getirirler. Bundandır mesela Guns N’ Roses’ın en dolu ve en coşkulu konserlerinin, kuruluş dönemlerinde de bugün de, Güney Amerika’dakiler olmasının sebebi.

Bu arkadaşlar günümüzün en büyük rock/metal festivalini de düzenlemektedir. Buna aslında rock/metal festivali demek haksızlık olur. Rock/metal ağırlıklı müzik festivali diyelim. Aşağıdaki kadroyu görünce anlayacaksınız neden sözümden çark ettiğimi..

Rock in Rio’dan bahsediyorum. 1985′te başlayan festival, seneler içinde Portekiz ve İspanya’yı turladıktan sonra bu sene yine Brezilya’ya döndü. 23 Eylül – 2 Ekim arası Rio’da düzenlecek. Geçen sürede 656 gruba sahnelik etti ve beş milyondan fazla insanı etrafına topladı.

Bu sene, şu ana kadar, açıkladığı isimlerle dünyanın en büyük müzik organizasyonu olduğunu adeta ispatladı. Headlinerlar öyle büyük isimler ki, her biri Türkiye’de tek başına bir festivali götürür.

Bu arada ufak bir dedikodu da vereyim. Rock in Rio 2011′in headliner’larından biri 5 Temmuz’da İstanbul’da konser veriyor olacak. Bir önceki yazıda tahminimi söylemiştim; ama maalesef tahminim tutmadı. Kim olduğunu kesin olarak öğrendim, resmi açıklamaya kadar yazmama sözüyle.

Neyse şu kadroya bir bakın da gözünüz festival görsün. Herhangi bir değerlendirme yapamayacağım; çünkü böyle bir kadroyu yermek anlamsız, övmek ise yetersiz!

Birinci Gün

Elton John (Headliner)

Rihanna 

Katy Perry

İkinci Gün

Red Hot Chili Peppers (Headliner)

Snow Patrol

Capital Initial

Stone Sour

NX Zero

Üçüncü Gün

Metallica (Headliner)

Slipknot

Motörhead

Coheed and Cambria

Dördüncü Gün

Shakira (Headliner)

Lenny Kravitz

Ivete Sangalo

Jota Quest

Beşinci Gün

Coldplay (Headliner)

Skank

Frejat

Altıncı Gün

Guns N’ Roses (Headliner)

Pitty

Daha bunlara açıklanacak grupları, alternatif sahneleri, dj’leri ekleyin!! Resmen bir şölen. Ne diyelim, Brezilyalı olmak varmış!!

Originally posted 2011-04-05 17:19:01. Republished by Blog Post Promoter

Peki Mushie hangi konserlere gidecek??

Sorular geliyor, “yazıp duruyorsun, sen hangilerine gideceksin” diye.. Bu yaz benim için, evlilik koşuşturmaları ve mesleki koşuşturmalar sebebiyle pek yoğun geçecek gibi görünüyor.

Yazdığım konserlerden hiçbirini kaçırmak istemem. Malum, özellikle dinleyicisi olmasam bile, büyük isimleri buraya kadar gelmişken mutlaka görmek istiyorum. Hepsini izleyebilmem, vakit darlığı yüzünden pek mümkün görünmüyor. O yüzden kendi öncelik sıralamamı yaptım. Liste şöyle:

* 18 Mayıs Deep Purple.

* 25 Mayıs Roxette

* 19 Haziran Iron Maiden ve Alice Cooper

* 26 Haziran Jamiroquai

* 2-3 Temmuz Manic Street Preachers, Suede, Cake

* 8 Temmuz Bon Jovi

* 16-17 Temmuz Motörhead, Moby, Travis, Skunk Anansie, Limp Bizkit

Bu listede kesinlikle kaçırmayacağım, iki elim kanda da olsa gideceğim grup tabii ki Bon Jovi.

Temmuz ayı, hem her haftasonu ayrı bir konser olması hem de düğün tarihinin epey yaklaşması bakımından epey zorlayacak gibi görünüyor. Bakalım, umarım hepsine yetişecek vakti bulurum..

Originally posted 2011-04-20 15:51:27. Republished by Blog Post Promoter

2011 Yazı Konserleri/Festivalleri – Judas Priest & Whitesnake

Mushie’s Blog’un aylar önce yazdığı bir başka konser daha gerçekleşiyor. Metalin dev ismi Judas Priest ve hard rock efsanesi Whitesnake aynı sahneyi paylaşıyor. Konser 10 Temmuz’da Küçükçiftlik Parkı’nda.

Bu konseri yazmıştım; ama Kazlıçeşme Festivali kapsamında yapılacak diye yazmıştım. Malum, Purple Concerts Sonisphere’in üzerine bir de rock festivali başlatmayı düşünüyordu. Bir günün headliner’ı Bon Jovi olacaktı; diğer günün headliner’ı olarak Whitesnake ve Judas Priest açıklanacaktı. TAPDK yönetmeliği ile getirilen kısıtlamalar bu planları tam anlamıyla baltaladı ve bu konserler festival çatısı altında bir arada yapılamadı. Sorundan Sonisphere de nasibini aldı bildiğiniz üzere. Küçükçiftlik Parkı’na tıkıldı ve tek güne indirildi.

Neyse, Axl TAPDK’nın belasını versin diyelim ve konserimize bakalım. Bu yazın kaçmaması gereken konserlerinden biri olacak hiç şüphesiz. Judas Priest kariyerine veda ediyor ve bu Türkiye’deki son konserleri olacak. Yani burada gördünüz, gördünüz..

Son konserleri (ve Türkiye’deki ilk konserleri) olmasa da, Whitesnake’i de kaçırmamak lazım. Harbi hard rock yapan kaç grup kaldı bugünün dandik indie’ye teslim aptal müzik piyasasında..

Ayrıca, bu iki büyük isme Pentagram da eşlik edecek. Yani neresinden bakarsanız bakın “baba” bir konser olacak. Fiyatlar da sahne önü 154 TL, normal 78 TL şeklinde. Özetle gitmemek için bir neden yok. Kaçmaz!

Originally posted 2011-04-12 13:57:59. Republished by Blog Post Promoter