Bu soru aklıma geçen haftasonu tanıdığım birini dinlemeye Pulp’a gittiğimde geldi. Üniversite yıllarından (üniversite yıllarında da çok gitmezdim ya!) sonra ilk defa Pulp tarzı bir rock bara gidiyordum ve Pulp’ı geçmişten de bildiğim için fazla bir beklenti içinde değildim ama yine de gördüklerim hiç hoşuma gitmedi. Rock bar, illa ki üniversite gençliğinin takıldığı, salaş diye bile nitelenemeyecek kadar leş bir yer olmak zorunda mı?! Peki, rock bar eşittir ucuz bira ve üniversite gençliği için ucuz bira, kiralık ev ve ders notundan sonra üçüncü temel ihtiyaç ama durum bu kadar da vahim olmak zorunda mı?!
Belki de soruyu şöyle formüle etmek lazım: Türkiye’de rock bar kültürü Pulp gibi, Ekşi Limon gibi, eski Bronx gibi leş rock barlarla sınırlı olmak zorunda mı?! Neden adam gibi, kaliteli rock barların sayısı bir elin parmaklarını zor geçiyor?!
Bugün kaliteli rock bar diye Balans’ın, Studio Live’ın, Babylon’un, Mojo’nun adı geçiyor. Neresi rock bar bunların?! Sırf rock müzik (o da arada) çalmak rock bar olmaya yetmez ki! Rock bar demek herşeyden önce sadakat demek. Mekanın rock müziğe sadık olması; müdavimlerin mekana sadık olması demek. Mekanın her daim rock çalması, Mojo’nun Circus’ı çıkardığı gibi piyasa ne varsa çalan cover grupları çıkarmaması demek; amatör rock gruplarının elinden tutması demek.
Bu noktada benim aklıma adam gibi rock bar diye yalnız Kule Rock City ve Dorock geliyor. Kule, Bodrum’da; çok fazla tarife gerek olmayan bir mekan. Bodrum’a yolum her düştüğünde mutlaka birkaç saatimi ayırdığım ve Türkiye sınırları dahilinde
beni en çok eğlendiren mekan. Gerek kitlesiyle, gerek misafir ettiği amatör/profesyonel gruplarıyla, gerek canlı performans olmayan gecelerde dj’lerinin piyasaya kaymadan da insanların eğlenebileceğini göstermesiyle her türlü hayranlığı hak eden bir mekan. Ayrıca klip arşiviyle özel bir takdiri de hak ediyor. Neredeyse çalan her şarkının klibi arşivlerinde mevcut. Çalanı, mekandaki bir sürü ekranda aynı anda izleyebilmek bence çok keyifli.
Dorock aslında benim ilgimi çok çeken bir mekan değil metal ağırlıklı müziğe yer vemesi yüzünden; ama o da yukarıda belirttiğim kriterlere tamamen uyuyuyor. Bir kere metale sadık. Amatör gruplara özel olarak destek oluyor. Kitlesi, mekana sadece müzik dinlemeye gidiyor. Ucuz rock bar havası kesinlikle yok ve içeri girdiğinizde gürül gürül metal kültürünü hissediyorsunuz. Onun da multimedya arşivi çok geniş. Özellikle konser arşivi müthiş. Yukarıda dediğim gibi, müzik dinlemek esas amaç olsa da, çalanı veya benzer şeyleri ekranlardan takip
edebilmek çok güzel birşey. Hem bu şekilde insanın gözü sağa sola da kaymıyor, hakikaten müzik dinleniyor!
Adam gibi rock barlardan bahsederken İstanbul’daki rock barların anası Kemancı’dan bahsetmeden geçmek olmaz herhalde. Kemancı, kendi çapında bir efsane gerçekten. 90′larda birer birer ilk albümleri çıkaran bugünün Türk rock yıldızları, piyasaya adımlarını buradan attılar hep. Zaten, Kemancı da en şaşalı günlerini o senelerde yaşadı. Kemancı için benim burada atıp tutmam komik olacaktır; zaten ne yazabilirim ki bugüne kadar hakkında yazılanlar haricinde. Hakkında belgesel çekilmiş bir mekandan söz ediyoruz; Türkiye’nin ve
dünyanın en büyük rocker’larını ağırlamış bir mekandan söz ediyoruz.
Neyse efendim, konuyu daha fazla dağıtmadan özüne dönelim. Bence, Türkiye gece hayatının yukarıda örneğini verdiğim rock barlar gibi mekanların çoğalmasına ihtiyacı var. Rocker, eğlenmesini iyi bilir. Mekana gidip elalemi keseceğine, oturup müziğini dinlemek ister; kaliteli müzik ister. Rock bardır bu ihtiyaca en iyi cevap verecek olan. Tabii ki, bir yandan leş rock barlar da yaşasın. Onlar ne kadar fazla olursa, amatör gruplar o kadar fazla kendilerini ifade edebilme ihtiyacı bulabilecektir.