Archive for Partileyelim!

Hardal: NuTeras’a rakip çıktı!

Hiçbir zahmetten kaçınmayıp sizin için gezip eğlenmeye devam ediyorum! Geçen haftaki milyon-mekan turu yine Asmalı mekanlarında geçti.. Bunlardan biri de ilk defa gittiğim “Hardal”dı.

Son sözü ilk söyleyeyim; zaten başlık da fikrimi ilk ağızdan ele veriyor! Hardal, NuTeras için gerçek bir alternatif olmuş.

Mekanın önünden uzun zamandır geçiyordum; ama “roof”undan haberim yoktu. Kader beni o gece roof’una sürükledi (ne kaderi, klasik Asmalı karşılaşmacaları ve “aa, arkadaşım Hardal’ın roof’undaymış, gidelim mi geyikleri).. İyi de etti! Mekan müthiş; çok sevdim.. Bir kere ferah (gerçi popülerleştikçe o ferahlık kalmayacaktır). Enfes bir Haliç manzarası var. İnsanlar gayet kaliteli; düzgün bir kitle var.. Yaş grubu 25-35 gibi; ama tabii bunun altında ve üstünde olanlar da var tek-tük..

Müzikler süper! Şöyle söyleyeyim, ben dans ettim sayılır bile! Tanıyanlar anlamıştır, ne demek istediğimi; gayet eğlenceli çalıyor Dj. Gerçi ara ara, klasik Dj takıntısına girip kitlenin değil kendi sevdiklerini çalıyor ama olur o kadar. Müzikler o kadar eğlenceli ve herkese hitap edebilecek nitelikte ki, bir ara Dj’e yaklaşıp “Sweet Child” istedim; o da çok sevdiğini ve çalacağını söyledi. Yağmur bastırınca roof’tan kaçmak zorunda kaldık; bilmiyorum çaldı mı!

İçkiler de gayet iyi. Mutlaka nar-mohito için! Hatta içinde nar olan herşeyden için.. Ben bayılıyorum narlı içkilere; zaten favorim votka-nar-limon! Nar-mohitoyu enfes yapıyorlar. Duyar gibiyim soruları: tabii ki gerçek nar blender’dan geçiriliyor, yok öyle nar suyuna abanmak!

Mekanın kapalı kısmı hakkında fazla birşey söyleyemeyeceğim, çok kalmadık içeride. Yalnız, dekorasyon-görüntü gayet şık ve kaliteli.

Kısa keselim, Hardal NuTeras’a çok ciddi bir rakip olmuş. Bu sıcaklarda Asmalı-Taksim civarlarında gidilebilecek en iyi seçeneklerden biri olmuş!

Faces!

Yazarınız gerçekten hiçbir masraftan kaçınmayıp, sırf sizin için geziyor! Geçen haftasonu Asmalı’daki milyon-mekan turumda (milyon-mekan turu ismini benden alan, Asmalı’ya belli bir mekanı hedeflemeden gidip, mekan üstüne mekana girip çıkmamı; her seferinde sarhoş olmamı; içkileri blender gibi karıştırmamı ifade eden turdur efendim) Faces’a da uğradım. Pek çoğunuz çoktan gitmiştir elbet ama maalesef geçen kışın en hareketli zamanlarını askerde geçirdim ve döndüğüm Ocak ayından itibaren de (o dönemki) kızarkadaşımla hareketli-danslı gece hayatı yerine, güzel yeme-içki ikilisini tercih ettik. Yani, Asmalı’da yokluğumda açılan veya popüler olan pek çok mekanı yeni yeni test etme fırsatım oluyor.

Faces, mekan olarak gayet ferah. Blogu takip edenler biliyor, eğlenirken en dikkat ettiğim şey ortamın ferah olması. Mekan, insanı rahat hissettiriyor. Dekorasyonu şık ama abartılı değil. Ortamı eğlenceli, samimi. Etrafta pek kasıntı tipler yok. Yaş ortalaması 25-35 arası ama üst katında üniversiteli sayısı ortalamanın üstünde oluyor. Üst kat daha bir izole ve daha coşkulu eğlenmeye müsait. Herhalde üniversiteli sayısı da o yüzden fazla oluyordur orada.

Fiyatlar normal. Tam olarak rakam veremeyeceğim. Zira, sarhoştum daha kapısından içeri girerken. “Oha abi, ne koydular” gibi bir tepki de aklımda kalmadığına göre fiyatları makul olmalı.

Müzikleri sevmedim. Dj, klasik Taksim barı olayı yapıyor. Yani yıllanmış popüler şarkılar ve aralara sokuşturulmuş 80ler… Mesela, “Can’t take my eyes off of you” ile kitleyi zıplatma girişimleri filan. Kabul, kitle bunlarla hala zıplıyor ama ben sevmiyorum, napabilirim! 

Milyon-mekan turlarımdan bildirmeye devam edeceğim. Akışta kalın anacığım!

2010 Kışının gizli bombası: Kitchenette Astoria Partileri!

Ne zamandır kulağıma geliyordu Astoria’nın girişine konuşlanmış rakip kardeşler Kitchenette ve Clementine’de, kulaktan kulağa yayılan gizli partiler olduğu.. Sonunda dayanamayıp olayı yerinde görmeye gittim geçen Cuma gecesi.. Saat bir gibiydi; Clementine boş sayılırdı ama Kitchenette yıkılıyordu resmen..

Astoria’daki Kitchenette benim en sevdiğim Kitchenette’lerden biri.. Yüksek tavanı –hatta tavansızlığı– çok hoşuma gidiyor.. Ferahlık ve rahatlık yemek yerken aradığım özelliklerin başında geliyor.

Eğlenirken de önemli bu. Sigara yasağından önce, karanlık, alçak tavanlı yerlerde sigara dumanına maruz kalarak eğlenmeye çalışırdım. Başka çarem olmadığı için de hiçbir zaman, çok eğlenceli bir yerde de olsam, tam tat alamazdım gece hayatından. Kitchenette ferahötesi ortamıyla, aslında partiler için çok ideal bir ortama benziyor.

Ortam gayet uygun, OK! Yalnız bence konseptte ve kitlede sıkıntı var.. İçerisi, abartı makyaj yapmış, elbiselere abanmış, dev topuklularla gezen kızlar ve onların yanında dikilmeye gelmiş oğlanlarla doluydu. Dediğim gibi, ben eğlenirken rahat olmayı, gerekirse bi t-shirt giyip dışarı çıkmayı seviyorum.. O yüzden Asmalı civarında mutluyum hep, kalabalık rahatsız etse de. Kitchenette’te ortam maalesef böyle değil; fazlaca kasıntı. Tamam kızlar çok güzel ve bir erkek olarak etrafında bu kadar güzel kızın olması insanı mutlu ediyor ama bu kadar da abartmamalı insan.

Bu arada kitlenin yaş ortalaması düşük. Çoğunluk üniversite öğrencisi.

Müziğe gelince; tam piyasa çalıyor dj. Bir saate kadar yabancı gidip; tepkiye göre Hande’lere, Demet’lere dönüyor. Çok içkiliyken eğleniyor insan bu tarzla. Yine de yazılarımda fun rock olarak tabir ettiğim müzik türünü tercih ederim eğlenirken.

Uzun lafın kısası, Kitchenette partileri İstanbul gece hayatı için yeni ve değişik bir alternatif.. İçkiliyseniz de gayet eğlenebilirsiniz! Denenebilir!

Bu arada bir tip vereyim: Mekan kapalı olsa da gayet sigara içiliyor, karışan yok!

Utanıyorum!

Evet utanıyorum, hem de çok! Geçen haftasonu üniversitemde, Galatasaray’daydım. Kurucu ekibinde olduğum; beş sene arka arkaya organizasyon komitesinde çalıştığım GSÜFEST’e mezuniyetten sonra ilk defa katılmak için.

2001′de 1.500 dolar bütçeyle yoluna koyulduğumuz festival; ben 2005′te bırakırken 50.000 dolar bütçeye ulaşmış, yavaş yavaş ses getirir hale gelmişti. Bayrağı bizden devralan arkadaşlarımız, çok büyük bir iş başarmış ve üniversitenin sınırlı nüfusuna rağmen belki de bu senenin organizasyonları içinde en kapsamlılarından birini yapmışlar. Vakıf üniversitelerinin organizasyonları bile yanında sönük kalmış GSÜFEST’in.

Müthiş bir organizasyon, harika ve dev sahne, çok büyük sponsorlar.. Ve en önemlisi sahneye çıkan isimler (kimler yoktu ki: Yalın, Vega, Nil Karaibrahimgil, Teoman, Kenan Doğulu ve Jay Jay Johannson).

Herkesin ellerine sağlık diyorum. Peki ben niye utandım?! Oraya gelelim.. 

İkinci gece Teoman ve Kenan Doğulu’yu izlemeye gittim sırf duygusal bir bağım olan festivalin havasını koklayıp boğaz kıyısında güzel zaman geçirmek için. Blogu takip edenler bilir; Rock N’ Roll dışındaki müziklerden pek haz etmem. Demek ki çok iddialı olmamak lazımmış. Kenan Doğulu ile gayet pop pop eğlendim. Bunda hızlıca içilen 8-9 biranın büyük katkısı vardır elbet; ama adamın sahnesi hakikaten çok iyiymiş. Süper eğlenceli; izleyiciyi sahneye çıkar çıkmaz avucunun içine alıyor. Aşırı pozitif bir enerjisi var.

Özetle, ummadığım kadar eğlendim, güzel bir gece geçirdim; ama bundan çok utanıyorum!

Nedir bu rock barların hali?!

Bu soru aklıma geçen haftasonu tanıdığım birini dinlemeye Pulp’a gittiğimde geldi. Üniversite yıllarından (üniversite yıllarında da çok gitmezdim ya!) sonra ilk defa Pulp tarzı bir rock bara gidiyordum ve Pulp’ı geçmişten de bildiğim için fazla bir beklenti içinde değildim ama yine de gördüklerim hiç hoşuma gitmedi. Rock bar, illa ki üniversite gençliğinin takıldığı, salaş diye bile nitelenemeyecek kadar leş bir yer olmak zorunda mı?! Peki, rock bar eşittir ucuz bira ve üniversite gençliği için ucuz bira, kiralık ev ve ders notundan sonra üçüncü temel ihtiyaç ama durum bu kadar da vahim olmak zorunda mı?!

Belki de soruyu şöyle formüle etmek lazım: Türkiye’de rock bar kültürü Pulp gibi, Ekşi Limon gibi, eski Bronx gibi leş rock barlarla sınırlı olmak zorunda mı?! Neden adam gibi, kaliteli rock barların sayısı bir elin parmaklarını zor geçiyor?!

Bugün kaliteli rock bar diye Balans’ın, Studio Live’ın, Babylon’un, Mojo’nun adı geçiyor. Neresi rock bar bunların?! Sırf rock müzik (o da arada) çalmak rock bar olmaya yetmez ki! Rock bar demek herşeyden önce sadakat demek. Mekanın rock müziğe sadık olması; müdavimlerin mekana sadık olması demek. Mekanın her daim rock çalması, Mojo’nun Circus’ı çıkardığı gibi piyasa ne varsa çalan cover grupları çıkarmaması demek; amatör rock gruplarının elinden tutması demek. 

Bu noktada benim aklıma adam gibi rock bar diye yalnız Kule Rock City ve Dorock geliyor. Kule, Bodrum’da; çok fazla tarife gerek olmayan bir mekan. Bodrum’a yolum her düştüğünde mutlaka birkaç saatimi ayırdığım ve Türkiye sınırları dahilinde beni en çok eğlendiren mekan. Gerek kitlesiyle, gerek misafir ettiği amatör/profesyonel gruplarıyla, gerek canlı performans olmayan gecelerde dj’lerinin piyasaya kaymadan da insanların eğlenebileceğini göstermesiyle her türlü hayranlığı hak eden bir mekan. Ayrıca klip arşiviyle özel bir takdiri de hak ediyor. Neredeyse çalan her şarkının klibi arşivlerinde mevcut. Çalanı, mekandaki bir sürü ekranda aynı anda izleyebilmek bence çok keyifli.

Dorock aslında benim ilgimi çok çeken bir mekan değil metal ağırlıklı müziğe yer vemesi yüzünden; ama o da yukarıda belirttiğim kriterlere tamamen uyuyuyor. Bir kere metale sadık. Amatör gruplara özel olarak destek oluyor. Kitlesi, mekana sadece müzik dinlemeye gidiyor. Ucuz rock bar havası kesinlikle yok ve içeri girdiğinizde gürül gürül metal kültürünü hissediyorsunuz. Onun da multimedya arşivi çok geniş. Özellikle konser arşivi müthiş. Yukarıda dediğim gibi, müzik dinlemek esas amaç olsa da, çalanı veya benzer şeyleri ekranlardan takip edebilmek çok güzel birşey. Hem bu şekilde insanın gözü sağa sola da kaymıyor, hakikaten müzik dinleniyor!

Adam gibi rock barlardan bahsederken İstanbul’daki rock barların anası Kemancı’dan bahsetmeden geçmek olmaz herhalde. Kemancı, kendi çapında bir efsane gerçekten. 90′larda birer birer ilk albümleri çıkaran bugünün Türk rock yıldızları, piyasaya adımlarını buradan attılar hep. Zaten, Kemancı da en şaşalı günlerini o senelerde yaşadı. Kemancı için benim burada atıp tutmam komik olacaktır; zaten ne yazabilirim ki bugüne kadar hakkında yazılanlar haricinde. Hakkında belgesel çekilmiş bir mekandan söz ediyoruz; Türkiye’nin ve dünyanın en büyük rocker’larını ağırlamış bir mekandan söz ediyoruz.   

Neyse efendim, konuyu daha fazla dağıtmadan özüne dönelim. Bence, Türkiye gece hayatının yukarıda örneğini verdiğim rock barlar gibi mekanların çoğalmasına ihtiyacı var. Rocker, eğlenmesini iyi bilir. Mekana gidip elalemi keseceğine, oturup müziğini dinlemek ister; kaliteli müzik ister. Rock bardır bu ihtiyaca en iyi cevap verecek olan. Tabii ki, bir yandan leş rock barlar da yaşasın. Onlar ne kadar fazla olursa, amatör gruplar o kadar fazla kendilerini ifade edebilme ihtiyacı bulabilecektir.