Roma Notları

Geçtiğimiz haftasonunu müstakbel zevcem ile Roma’da geçirdim. Daha doğrusu Cuma ve Cumartesi günlerini, Perşembe akşam gidiş-Pazar öğleye dönüş şeklinde. Gitmeden epey araştırdım tabii, ne yapılır-ne yenir-ne içilir durumlarını.. Forumlarda, bloglarda pek değinilmemiş; ama işe yarabilecek bilgileri bu yazı ile bir köşeye not edeyim istedim. Buyurun efendim Roma’da hayatta kalmak için işinize yarabilecek bilgilere:

* Öncelikle, Roma’ya gitmek için Blu Express adında bir İtalyan havayolunu kullandık. Bizim Pegasus’un muadili; ama ondan çok daha ucuz. Bir ay önce alınan biletlerle, iki kişi 250 Euro’ya uçtuk. Forumlarda kötü yorumlarla karşılaştım bu havayolu için; ama en ufak bir problem yaşamadık. Gidiş ve dönüşümüz rötarsızdı. Resmen dolmuş gibi çalışıyorlar. 9′da İstanbul’a dolu olarak inen uçak, hızla hepimizi alarak 9.30′da teker kesti. Normalde iki buçuk saatte alınabilen yolu, iki saatte alıyorlar. Yalnız, haberiniz olsun koltuk numarası diye bir olayları. Boş bulduğunuz yere oturuyorsunuz. Gidiş ve dönüşte uçak gayet boştu ve business’te otururcasına aralıklı oturduk.

* Roma’nın merkezini gezmek için iki gün yeterli. Biraz yayalım derseniz, üç günde tüm olayı tamamlarsınız. İki gün içinde, Piazza Venezia, Piazza Repubblica, Roman Forumu, II Vittoriano, Kolezyum, Pantheon, Aşıklar Çeşmesi (Fontain de Trevi), İspanyol Merdivenleri, Piazza Spagna, Trinita dei Monti, Hard Rock Cafe, Vittorio Veneto Caddesi, Santa Maria degli Angeli e dei Martiri Bazilikası, Termini İstasyonu ve Alışveriş Merkezi, Vatikan, Sistin Şapeli, Vatikan Müzesi, San Piedro Bazilikası, Piazza Navona’yı ve adını şu an hatırlamadığım bir sürü kilise, vs’yi gezdik. Gayet de hakkını vererek gezdik. Bunların hepsi birbirine yakın. Birinden diğerine zıplayarak gidiliyor adeta.

* Forumlarda söylendiği gibi, önce diğer yerleri sonra Vatikan’ı gezmek lazım. Vatikan’ın şaşası, görkemi insanı çok etkiliyor. Yukarıda yazdığım diğer tarihi mekanlar da elbette fazlaca görkemli yerler; ama Vatikan’ı gördükten sonra insan mutlaka onları küçümser.

* Vatikan ve ekürilerini (Sistin Şapeli, Vatikan Müzesi, San Piedro Bazilikası) mutlaka rehber ile gezin. Normalde bu yerlere giriş için 15 Euro ödersiniz; o da sadece müze için. Rehberle bu fiyat 45 Euro’ya çıkıyor. Böylece, hiçbir sıra beklemeden mekanlara giriyorsunuz. İnanın, Vatikan’ın önündeki kuyruğu görünce hemen rehber aramaya başlayacaksınız. Kaldı ki, orada göreceğiniz her şey çok değişik bir hikayesi var. Rehberlik için şirketler ve free lance rehberler var Vatikan girişinde.. Şirkete bağlı bir rehber tuttuğunuzdan emin olun mutlaka.

* Yanınıza çok sağlam ve rahat sneaker’lar ile kas gevşetici alın. Zira Roma’da ulaşım sorun. Öncelikle trafik acayip, o yüzden gün içinde otobüs kullanmayı düşünmeyin. Taksiler sadece duraktan çevrilebiliyor. Metro da sadece iki hat ve o iki hat da İstanbul’daki kadar. Malum, kazılan her yerden tarih fışkırdığı için yerin altında yayılamıyorlar. Zaten, Roma içinde gezilecek yerler yürüme mesafesinde olduğunda, araç kullanma trafikte gereksiz vakit kaybı olacaktır. Sadece Vatikan’a gitmek için metroyu kullandık. Tabii yürümekle yollar aşınmaz; ama insanın ayakları kopuyor resmen!

* Otobüs, metro ve tramvay için ortak bilet kullanıyorsunuz. Araçlarda bilet kontrol edilmiyor binerken. O yüzden biletsiz bilenler de var fazlasıyla; ama kontrole denk gelirseniz cezası 100 Euro.

* Roma Pass adında üç gün boyunca sınırsız (havaalanı ve şehir arasındakiler hariç) toplu taşıma kullandıran bir kartları var. Fiyatı 25 Euro. Bunun içinde iki müzeye bedava giriş var. Kolezyum da müze sayılıyor; ama Vatikan dahilindeki paralı girilen yerler kapsam dışında. Malum, Vatikan bağımsız bir devlet! Biz almadık, ihtiyaç da duymadık. Üç gün derken 72 saat anlamayın. Gece onbirde kullanmaya başlasanız bile, geceyarısından sonra ikinci güne geçiyorsunuz.

* Roma, araba ve motorsiklet kaynıyor. Her boş yer park yeri; ama İstanbul’daki kargaşa yok. Araba çok; ama çoğunluk araba, Fiat 500, Toyota IQ gibi küçücük, tek kapılı araçlar.. Hangi sosyal sınıfta olursa olsun, Romalı gocunmadan bu arabaları kullanıyor. Lüks arabalar yok denecek kadar az. O kadar dolandım etrafta, numune namına bir tane Range Rover göremedim mesela..

* Roma’da yemek için tabii ki makarna, pizza, ravioli, risotto, lazanya ve dondurma.. Hepsinden yedim; ama İstanbul’da yediklerimin yanında “ohaaa” dedirtecek bir şeyle karşılaşmadım. Bir de İtalyan ağız tadı bizimkinden epey farklı. Makarnayı, risottoyu neredeyse çiğ yiyorlar. Öğrenci evi makarnası gibi.. Dondurmayı farklı farklı yerlerden yedim; Antalya’da satılan Roma dondurmasından üstün bir örnekle karşılaşmadım.

* İtalyan şarapları gayet güzel.. Kırmızı şarap olarak Valpolicella, beyaz şarap olarak Ruffino tercih ettik. İkisi de gayet hoş, içimi kolay ve meyve kokulu şaraplardı. Chianti, Tuscan ve süper Tuscan’lar Türkiye’de de mevcut, gerek yok denemeye..

* İtalyanlar için “pek İngilizce bilmezler” denir; ama iletişim kurarken ciddi bir sorun yaşamadık. Özellikle doğru düzgün bir restorandaysanız gayet iyi İngilizce konuşuyor servis elemanları.

* Roma’nın ana havaalanı olan Fiumicino gayet eski, dökük bir havaalanı. Buradan şehir merkezine ulaşım için Leonardo Express (tren) var. Adambaşı 14 Euro. Yarım saatte bir kalkıyor. Treni kaçırırsanız, şehir merkezinde her yere tek fiyat 40 Euro’dan taksiler gidiyor. Şehir merkezinden kasıt, eski surların içinde kalan bölge. Yalnız dikkat edin, korsan taksi ve shuttle kaynıyor havaalanı. Sadece resmi, beyaz taksilere binin.

* Millet “çok dikkatli olun, çok hırsızlık oluyor” diye yazmış; ama tek bir olaya şahit olmadık. Zaten polis olayı abartmış. Her köşede va polis ya da “carbinieri” dedikleri özel ekipler var. Güvenlik hat safhada, kuş uçurtmuyorlar.

* Fiumicino duty free mağazaları, içki ve parfümü hemen hemen bizimkiyle aynı fiyattan satıyorlar.

* Roma gece hayatı Cumartesi günü yaşanıyor. Cuma gecesi nispeten boş olan sokaklar, Cumartesi gecesi adım atılmayacak hale gelmişti. Kalabalığın çoğu da exchange öğrenci tipi..

* Diğer Avrupa merkezlerinin aksine, çok hareketli bir şehir Roma. Bunda, fazlaca kozmolit bir yapısının olmasının katkısı büyük. Özellikle yabancı öğrenci kitlesi kalabalık vaziyette.

* Gece güzel bir yemek için Piazza Navona’yı tavsiye ediyorum. Pek çok Avrupa kenti gibi, Roma’da da adım başı meydan var; ama en ferahları Navona. Etrafı güzel restoranlarla süslü. Keyifli bir şekilde, etrafı izleyerek yemeğinizi yiyorsunuz.

* Galiba İtalya’da modanın ve stilin merkezi Milano. Roma’da bir tane şık giyinmiş, tarz sahibi adam veya kadın göremedik.

* İtalyanlar muazzam derecede gürültücü insanlar. Bağıra çağıra konuşuyorlar ve sürekli konuşuyorlar! Kafanız kaldırmayabilir..

* Caddelere atılmış restoran-kafe masalarında şarap içmek çok keyifli..

* Romalılarda klasik Avrupalı kasıntılığı yok. İnsanları rahat.. Kasmıyorlar, kasılmıyorlar.

* Roma hakikaten tarihten yıkılıyor. Nereye baksanız acayip etkileyici bir tarihi eserle, yapıyla karşılaşıyorsunuz. Tam açıkhava müzesi. Gerçi ilk gün öğleden sonra tarihi yapılar vaka-ı adiyeye dönüşüyor. Bir de tabii, benim gibi Antalyalıysanız; Roma tarihinden çok daha öteye giden eserler etrafından büyümüşseniz, etkilenme daha az oluyor. Gerçi Roma’nın olayı, bu kadar tarihi eserin şehrin içinde ve hayatın bir parçası halinde bulunması.

* Son  not olarak, İtalyanlar pek rocksever insanlar olmasa da, Roma’daki Hard Rock Cafe’de hatırı sayılır eşyalar var. Jon Bon Jovi, Keith Richards, Elton John, The Egde, Jimi Hendrix, John Lennon, David Bowie, Ozzy Osbourne’ün kıyafetleri; Flea, Dave Kushner, Alec John Such,  Bruce Springsteen, Noel Gallagher’ın gitarları..

This post was written by

mushie – who has written 264 posts on Mushie's Blog.

Send an Email

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*