Çimenlerin üzerinde The Brand New Heavies!!

Bu yazın en mutlu insanlarından biriyim herhalde. İyi müziğe doyuyorum resmen! Çarşamba akşamı İstinyePark’taydım, The Brand New Heavies’i dinlemek için.. Wing-girl’lerim Deniz ve Özlem’in haftalar önce yaptığı plana dahil olurken, bu kadar keyif alacağımı düşünmemiştim.

The Brand New Heavies’den bahsedeyim biraz bilmeyenler için. Grup, İngilizlerin en önemli acid caz gruplarından. İstanbul Caz Festivali kapsamında İstinyePark’ta konser verdiler. Bu arada, lafı geçmişken İstanbul Caz Festivali’nden de bahsetmek lazım. Festival, bu sene iyice kendini aştı. Cazın yaşayan en büyük ismi Tony Bennett’tan tutun; Chich Corea, Grace Jones, Seal gibi dev ve popüler isimlere kadar çok önemli isimleri ağırladı/ağırlıyor.

Konsere dönelim. Grup, teknik bir sorun nedeniyle yarım saat kadar gecikmeli çıktı sahneye. Sesten anladığım kadarıyla, sorun konser boyunca da devam etti. Teknisyenleri neredeyse sürekli sahnedeydi. Büyük ihtimalle, kendi monitörleri çalışmıyordu ve çaldıklarını duyamıyorlardı. İKSV’nin, bu kadar büyük bir organizasyon yapıp, sahne ve ekipman için ehil olmayanlarla çalıştığını zannetmiyorum; ama sahne konusunda hiçbir masraftan kaçınmamak gerekiyor. İnsan senelerdir organizasyon-sahne işleri yapınca rahatsız oluyor böyle teknik aksaklıklardan; ama grup, o kadar sevimli ve eğlenceliydi ki, ses sorununu dert edip kapris yapmak bir yana, fark bile ettirmediler pek dinleyenlere.

Dediğim gibi, grup sürekli güleryüzlüydü ve dinleyiciye çok olumlu bir enerji verdiler konser boyunca. Solistleri N’Dea Davenport, tek kelimeyle harikaydı. Berrak bir ses ve muhteşem bir yorum. Kız, adeta gruptan ayrı kaldığı on senenin acısını çıkardı bütün gece boyunca. Basçıları, ayrı bir olay! Süper bir karizma ama bir o kadar da eğlenceli bir havası var Andrew Levy’nin. Ses sorunu en çok onu etkiledi; basın sesini yalnız solo attığı bölümler haricinde pek duyamadım; ama en çok da o eğlendi. Gitaristleri Simon Bartholomew de çok iyiydi; eğlendi, eğlendirdi. Çıplak tenine giydiği ceketimsi, yarım kaftanımsı şeye bayıldım!

Grubun performansı harikaydı diyebilirim. İnsanlar daha ilk şarkıdan itibaren dans etmeye başladılar ve bütün gece de öyle sürdü. Belki biraz  bunda konser mekanının etkisi de vardı. Mekan olarak, İstinyePark’ta markalar sokağında Masa restoranın önündeki çimler seçilmiş. Bence, çok hoş bir seçim olmuş. Konserden önce, Masa, Bej veya Armani’de bir şeyler atıştırmak, çimlere yayılmak; bir iki ufak içki yuvarlamak, serinimsi bir yaz akşamı için çok ideal bir konser hazırlığı oluyor. Tahminim, bundan sonraki senelerde de çok geniş katılım olmayacak konserleri burada yapacağı İKSV’nin.

Kitle de çok iyiydi. Dediğim gibi, insanlar konser boyunca eğlendi, dans etti. Sevgilisinin zoruyla gelmek durumunda kalıp, dans eden sevgilinin yanında direkleşen bir kaç abi dışında, herkes eğlendi. Hatta, hemen önümüzdeki yabancı grup, müziği duyar duymaz resmen sahneye attı kendini, beraberinde biz Türkler’i de sürükleyerek. Arkamızda Pamela Spence, sevgili Şevket Çoruh’la; NTV’nin kültür-sanat insanı Yekta Kopan da yine (adını bilmediğim) sevgilisiyle kasım kasım kasıldılar. Onları çeken kameralardan, galiba biz de nasiplendik. Ekranda görürseniz beni şaşırmayın!

This post was written by

mushie – who has written 264 posts on Mushie's Blog.

Send an Email

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*